Kategoriler
Haber

Defteri kalemi usulca masaya bırakın, yola çıkıyoruz

 Kayak hem öğretir hem eğlendirir

Eğer ilginiz varsa; yarı yıl tatili için akla gelen eğlenceli ve faydalı faaliyetlerin başında kayak sporu geliyor. Gündüz çocuğunuzla birlikte kayarak ya da ders alarak vakit geçirirken akşamları eğitmenlerin ve kayak okullarının gösterilerini izleyebilir, otellerin düzenlediği eğlencelere katılabilirsiniz. Uludağ’daki Grand Yazıcı hem aile odaları hem de çocuk oyun odası ve çocuk havuzu olması sebebiyle ailelerin en çok tercih ettiği otellerden biri. Uludağ’a çıkmadan önce Bursa’da 1867’den beri hizmet veren İskender Kebapçısı’nda kendinize bir ziyafet çekmeyi de unutmayın. Bizim de ailece sevdiğimiz bir başka kayak merkezi Kartalkaya, Bolu. Aile odalarına alternatif güzel bir çatı dubleksi de olan Kartalkaya Golden Key sıcak ve konforlu bir otel. Kartal ve Dorukkaya pistlerine servis hizmeti de olan otelin ev ortamını aratmayan lobisindeki şömine başında çocuğunuzla birlikte kitap okuyabilir, kutu oyunları oynayabilirsiniz. Bolu’ya gelmişken Yedigöller’i de görülecek yerler listenize ekleyin. Ailede kayak yapan kimse yoksa karda yürüyüş harika bir seçenek. Kardan adam yaparak da eğlenceli zaman geçireceğiniz garanti. Tabii bunun için bavulunuza eski bir atkı, birkaç tane düğme ve bir tane de havuç koymayı unutmayın!

Defteri kalemi usulca masaya bırakın, yola çıkıyoruz

Peri bacaları arasında saklambaç

class=’cf’>

Kapadokya her mevsim ayrı güzellikte ama karla kaplı peri bacalarını görmek çok başka. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Göreme Açık Hava Müzesi’ni ziyaret edip peri bacalarının içlerini gezebilir, bölgenin en yüksek noktası olan Uçhisar Kalesi’nde fotoğraf çektirdikten sonra Güvercinlik Vadisi’nde yürüyüş yapabilirsiniz. Nevşehir’e 18 kilometre uzaklıkta Kızılırmak Nehri tarafından ikiye bölünmüş Avanos’u da listenize ekleyin. Avanos’taki çömlek atölyelerinde Kızılırmak’ın yatağından elde edilen kırmızı toprakla kendi el yapımı kasenizi ya da vazonuzu hazırlayabilirsiniz. Çömlekçi çarkına oturmak çocukların da çok hoşuna gidiyor, kesin bilgi. Yolunuzu bölgenin en ünlü ve hakkında efsaneler olan ‘Üç Güzeller’in de bulunduğu Ürgüp’e düşürmeyi de unutmayın. Kapadokya’ya gelmişken mağara otellerden birinde kalmanızı öneririm. UNESCO tarafından desteklenen ödüllü mağara oteli Kayakapı Premium Caves’in otantik döşenmiş odalarının bazılarında çocuklarınızla eğlenebileceğiniz havuz bile var. Eğer peri bacalarını ve şahane Kapadokya manzarasını tepeden görmek için çocuklarla balona binmeye cesaret edemiyorsanız, sabah kahvaltısında balonları seyredebileceğiniz Azure Cave Suites’i ya da Rox Cappadocia da seçenekler arasında.

Defteri kalemi usulca masaya bırakın, yola çıkıyoruz

İzmir’deki müzeleri keşfedin

class=’cf’>

İzmir sadece baharda ya da yazın değil, kış aylarında da oldukça güzel ve yapılabilecek pek çok şey var. Swissotel Büyük Efes, İzmir’de en beğendiğim çocuk dostu otellerin başında geliyor. Önce klasikleri tamamlayın; Kordon’da ailece kısa bir yürüyüş sonrası Deniz Restoran’da balık yiyin. Alsancak’taki Reyhan Pastanesi’nde mutlaka tatlı molası verin. Canınız pizza yemek isterse Pizzeria Venedik’e rezervasyon yaptırın. Ümran Baradan Oyun ve Oyuncak Müzesi çocuğunuzun ilgisini çekmekle kalmayıp sizi de çocukluğunuza götürecek. Eğer hava güneşliyse; Alman, İngiliz, Fransız, Amerikan, İsveç ve Çekoslovak yapımı 30 adet buharlı lokomotifin sergilendiği Açık Hava Buharlı Lokomotif Müzesi’ne gidebilirsiniz. Türkiye’nin en büyük otomobil müzesi olan ve otomobillerin 100 yıllık hikâyesini anlatan Key Museum da özellikle araba meraklısı çocukların bayılacağı bir müze. Şirince’deki Stone House By İpek tatil boyunca çocuklar için konaklamalı ve günü birlik katılımlı kamplar düzenliyor. Doğadan toplanan malzemelerin kullanıldığı sanat atölyeleri, tavukların altından yumurtaları toplayıp ineklerden süt sağma ve masal saatleriyle dolu dolu bir aktivite programı var.

Defteri kalemi usulca masaya bırakın, yola çıkıyoruz

Gaziantep mutfağını es geçmeyin

class=’cf’>

Zeugma Müzesi’ne gittiğinizde önce salonda müzenin tarihini üç boyutlu olarak izleyebilirsiniz. Bu kısa film çocuklar için hem eğlenceli hem de müzeyi ve hikayesini öğrenmek için kolaylık sağlıyor. Müzenin tanıtımında da kullanılan ve artık dünyaca tanınan bir sembol haline gelen Çingene Kız isimli mozaiği mutlaka görün. Çocukların mozaikleri tanıması için hazırlanmış bulmacalı oyun alanlarını mutlaka deneyimleyin. Peki Gaziantep’in gastronomi dalında UNESCO’nun “Yaratıcı Şehirler” listesine girmiş olduğunu biliyor muydunuz? Gaziantep mutfağını yakından tanımak için Emine Göğüş Mutfak Müzesi’ni ziyaret edebilirsiniz. Yemek fotoğrafları, eski mutfak eşyaları ve yerel kıyafetli mankenlerle dekore edilmiş müze hem şehrin hem de geleneksel yemeklerin tarihçesini anlatıyor. Şehrin en eski mahallelerinden biri olan Bey Mahallesi’nde 1700’lü yıllardan günümüze en eski oyuncakların sergilendiği Oyun ve Oyuncak Müzesi 600’e yakın oyuncağa ev sahipliği yapıyor.

Eskişehir’de Odun Pazarı Modern Müze’yi ziyaret edin

Kapılarını geçen yıl sonunda açan Eskişehir Odun Pazarı’ndaki Odun Pazarı Modern Müze (OMM) bu tatilde bizim de görülecek yerler listemizin başında geliyor. İçinde masal şatosunun da bulunduğu Eskişehir Bilim Sanat ve Kültür Parkı Sazova’da çocuklarla dolu dolu bir tam gün geçirebilirsiniz. Eti Su Altı Dünyası ile Sabancı Uzay Evi en son gittiğimizde bizim favori adreslerimiz arasına girmişti. Hava güzelse, çocuklar bahçedeki korsan gemisinde saatlerce oynuyor. Cam Sanatları Müzesi dışında Odun Pazarı’ndaki Cam Sanatları Merkezi de oldukça ilgi çekici. Burada camdan bir biblonun ya da vazonun farklı tekniklerle nasıl yapıldığını canlı olarak izleyebiliyorsunuz. Porsuk Çayı’nda botla bir gezinti yapabilir, çay üstündeki köprüleri geçerek buradaki kafelerde meşhur çiğ böreğin tadına bakabilirsiniz.

İstanbul’un yeni ve çocuk dostu mekanlarını keşfedin

* İstanbul’da geçtiğimiz günlerde iki yeni çocuk kitapçısı açıldı. Bir tanesi çocuk kitabı yazarı Görkem Kantar Aksoy’un açtığı Etiler’deki Okutopya, diğeri ise Bağdat Caddesi’ne yeni şubesini açan Tırtıl Kids. İstanbul’un kalabalığının azalmasını fırsat bilerek tatilde her iki kitapçıyı da ziyaret etmeyi planlıyoruz. 1 Şubat saat 14.00’te Tırtıl Kids Bağdat Caddesi Şubesi’nde benim de 4 yaş ve üzeri çocuklar için ücretsiz, interaktif bir okuma etkinliğim olacak. Ajandanıza lütfen şimdiden yazın!

* Dolapdere’deki yeni binasında Arter sadece bir çağdaş sanat müzesi olmaktan çok daha fazlasını sunuyor. İki müze eğitimcisi tarafından kurulan atölyepikolo; ekoloji, resim, heykel, tasarım, bilim, çocuk yogası, jonglörlük ve mimarlık gibi farklı disiplinlerde çocuklara, ailelere ve gençlere yönelik atölyeler düzenliyor. 25 Ocak’taki “Bugün Nasılsın” isimli atölye 4-6 yaş çocuklar ve ebeveynleri için.

Defteri kalemi usulca masaya bırakın, yola çıkıyoruz

* İllüzyon Müzesi farklı duyulara hitap eden hem eğlenceli hem de eğitici bir dünyanın kapısını açıyor. Biz bu müzede oğlumla birkaç saati çok keyif alarak geçirdik. Çocuklar her bir bölümde interaktif olarak etkinliklere katılıyor ve kendi deneyimlerini yaşama fırsatı buluyorlar. Fakat kendi adıma Vortex Tüneli’nde yürürken çok zorlandığımı söylemeliyim. Tepetaklak oda ise çok eğlenceli, burada fotoğraf çektirmeyi sakın unutmayın. Müze sonrasında Pera Palace Oteli’nin tarihi pastanesinde ufak bir tatlı molası da verebilirsiniz.

* Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde tatil boyunca çocuklar için pek çok tiyatro oyunu sahnelenecek. ‘Hayal Çalan Cadı’, ‘Lunapark Gezegeni’ ve ‘Karton Şehir’ oğlumun en beğendikleri. Denizbank Çocuk Operası ‘Papagenonlar’ ile ‘Alice Müzikali’ de tatilde sahne alacak. Eğer çocuğunuz bir Harry Potter tutkunuysa ‘Zümrüdüanka Yoldaşlığı’ filmini konser eşliğinde izleyebilirsiniz.

Kategoriler
Haber

Yurtdışının gurme kayak merkezleri

Dağda Michelin deneyimi
COURCHEVEL – FRANSA

Courchevel, kayak tatilinde Avrupa’yı tercih edip “Hem upuzun pistlerde tatlı tatlı kayayım hem de akşamları şık mekânlarda sosyalleşeyim, gözüm gönlüm açılsın” diyen Türklerin yıllardır bir numarası. İster yemek ister kahve içmek için kasabanın en lüks oteli Cheval Blanc’a uğrayın. Dağda Michelin deneyimi yaşamak isterseniz istikametiniz ünlü şef Yannick Alleno’nun iki yıldızlı Le 1947’si olmalı. Saulire liftinin üstünde bulabileceğiniz Les Verdons tipik bir self servis mekânı gibi görünebilir ama mutfak, beklentilerinizin ötesinde çıkacak. Tartiflette’ini ya da yanında şarküteri tabağı ve çıtır çıtır salatasıyla yoğun fondüsünü deneyin. Verdons pisti tarafındaysa Le Chalet de Pierres açık ahşap kirişleri, taş duvarları ve kocaman şöminesiyle geleneksel bir 19’uncu yüzyıl yapısı. Peynirli tartı nefis. Kasabanın merkezindeki krepçide Grand Marnier ile hazırlanmış incecik kreplerden yemeyi ihmal etmeyin.

Beaufort peynirli ravioli
VAL D’ISERE – FRANSA

Val d’Isère ve komşu bölge Tignes ile bağlantılı olan kayak bölgesinde pist uzunluğu 300 kilometreyi aşıyor. Fornet teleferiğinden inip mavi renkli Mangard pistinin ortasına kadar kayarak L’Edelweiss restoranına ulaşabilirsiniz. Yumuşak Beaufort peynirli Ravioles du Royans gibi yemekler, pistlerde geçen keyifli ama yorucu bir sabahın ardından harika gelecek. Bunun dışında aynı adlı zirvenin hemen altında, dört farklı liftin kavuştuğu yerde bulunan Restaurant d’Altitude le Bellevarde klasik dağ yemekleri servis ediyor.

Yurtdışının gurme kayak merkezleri

class=’cf’>

100 yıllık aile işletmesi Chez Verony
ZERMATT – İSVİÇRE

Masalsı şirin kasabası ve 200 kilometreden uzun pistlere erişim sağlayan modern lift sistemi sayesinde dünyanın en iyi kayak merkezlerinden biri olarak anılan Zermatt aynı zamanda tatbilir kayakçıları da memnun edecek seçeneklere sahip. Furi köyündeki Aroleid Kollektiv kısa süre önce genç Çek ekspat Marian Podola tarafından yeniden açıldı. Mönü düzenli olarak değişiyor ama salsa verde soslu sığır yanağı ve mısırla beslenmiş tavuk gibi favori lezzetlerini her zaman tadabilirsiniz. Dağın diğer tarafındaysa 100 yılı aşkındır aynı aile tarafından işletilen lokal esintili Chez Vrony var. Sadece Alpin çayırlarında yetişmiş hayvanların lezzetli etleri için bile gidilir.

Yurtdışının gurme kayak merkezleri

Biraz kayak çokça karbonhidrat
ALTA BADIA – İTALYA

İtalya’da kayak demek bolca karbonhidrat ve şarküteri anlamına geliyor. 130 kilometre uzunluğunda pistlere sahip Alta Badia’da, Rifugio La Cruse doğru adres. ‘Turtres’ (içi ıspanak ve sauerkraut’la dolu hamur kızartması), ‘cajinci’ (ıspanakla doldurulmuş ravioli) ve ‘kaiserschmarrn’ (erikli reçelle servis edilen pancake’li bir tatlı) gibi lokal klasikleri denemek için en iyi yerlerden biri. Sella Ronda’da kayarken öğle yemeği için Frara liftinin üstündeki Jimmi Hütte iyi bir seçenek.

Yurtdışının gurme kayak merkezleri

class=’cf’>

Dağa inşa edilmiş ilk bar
KITZBÜHEL – AVUSTURYA

Burası pist yakınına kurulu restoranlarıyla biliniyor. 1700 metre yükseklikte Hahnenkamm’ın üstündeki Restaurant Hochkitzbühel, dağa inşa edilmiş ilk bar. Yapımı, 1930’larda, teleferikten hemen sonra tamamlanmış. Yakın geçmişte modern İskandinav tarzında yenilenen restoran, eski büyüsünden hiçbir şey kaybetmemiş. Burada bauernsalat (köy salatası) ya da şnitzel gibi Avusturya klasiklerini deneyebilirsiniz.

Yurtdışının gurme kayak merkezleri

Yeni moda tatlar
VERBIER – İSVİÇRE

Fransızca konuşan Valais kantonundaki Verbier, dünyanın en sevilen lift bağlantılı kayak bölgelerinden birinin kalbi ve dört vadiyi birbirine bağlıyor. Gelelim yemeğe… Bu aralar röştiyi unutun, artık croute moda (tartiflette’e benziyor ama patates yerine şaraba batırılmış ekmek kullanılıyor). Hameau de Clambin köyünde yer alan Chez Dany yerel yemekler için ideal. Veysonnaz Vadisi’nde aynı adlı telesiyejin yanında, 100 yıllık bir ambardan dönüştürülmüş Restaurant les Chottes de iyi bir alternatif. 2457 metre yükseklikte, Les Gentianes ya da La Chaux pistlerinin dışındaki Cabane du Mont-Fort, manzarası kadar croûte au fromage gibi nefis klasikleriyle öğle yemeği molası için harika bir yer.

Kategoriler
Haber

En rahat ettikleri yer Balat’tı! Michael Douglas, Catherine Zeta-Jones ve çocuklarıyla İstanbul turu…

Dünyanın gözü üstlerinde olan ve standartları çok yüksek insanları rahat ettirmek ve gezilerinden memnun ayrılmalarını sağlamak kolay şey değil. Onca yıl, onca insan; neler neler geçiyor gözümün önünden… Kişiler, mekânlar, tarihler değişiyor ama tekrarlayan, değişmeyen iki duygum var: Şaşkınlık ve hayranlık. Kaprislerinin tonuyla beni şaşırtanlar da oldu, mütevazı ve aşmış halleriyle hayran bırakanlar da…

Sanki İstanbul’da yaşıyor gibiler
Michael Douglas ve Catherine Zeta-Jones çifti, çocukları Dylan ve Carys ile aslında dünya turuna çıkmışlardı. Bir aydır
Botsvana’dan Hindistan’a, Mozambik’ten Tanzanya’ya kadar birçok yeri gezdiler ve noktayı İstanbul’da koydular. Tarihe, kültüre çok meraklı ve pozitif bir aile… Çocuklarını çok iyi yetiştirmişler. Oğulları Dylan tarih okuyor. Michael Douglas da Türkiye’yi yakından takip ediyor. Güncel gelişmelerin tümüne o kadar hâkim ki sohbet ederken sanki İstanbul’da yaşıyor diye düşündüm.
Türkiye’ye ilk gelişleri değil. Defalarca ziyaret etmişler. Seviyorlar bu toprakları. İstanbul’u, Antalya ve Bodrum’u gezmişler. Göbeklitepe ve Kapadokya’yı da çok merak ediyorlar; bir dahaki gelişleri için rotayı bu iki yere çizdiler. Catherine Zeta-Jones 20’li yaşlarında bir film çekimi için gelmiş ve bayılmış ülkemize. Ayağını da kesmemiş ondan sonra. Birlikte gezdiğimiz her adım için şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bu topraklara bayılıyorlar!

En rahat ettikleri yer Balat’tı Michael Douglas, Catherine Zeta-Jones ve çocuklarıyla İstanbul turu...

Fener – Balat’ın tarihini anlattım
Onlar için İstanbul’un farklı yüzlerini görebilecekleri, hem şık restoranların hem ara sokakların hem çarşıların hem de sarayların atmosferini soluyabilecekleri bir program hazırladım. Rotamızda önce Fener-Balat sokakları vardı. Gezinin onlar için en rahat bölümü de burasıydı. Çünkü taktılar güneş gözlüklerini, kameralardan uzak, “Bir fotoğraf çektirelim mi” soruları olmadan keyifle dolaştılar. Eski evlerin arasından geçerken, Fener-Balat bölgesinin yüzyıllara meydan okuyan tarihini anlattım.
Üç büyük dinin ibadethanelerini ziyaret ettik. Onlardan biri Fener Rum Patrikhanesi’ydi. Patrikhane, İstanbul’un fethinden sonra Çarşamba semtindeki Pammakaristos Manastırı’na taşınmış. Sonra sırasıyla Fener Vlah Sarayı Kilisesi ve Ayvansaray Ayios Dimitrios Kilisesi’ne geçen Patrikhane, 1602’de şu anda bulunduğu Aziz George Kilisesi’ne yerleşmiş. Dünyadaki Rum Ortodoks cemaati tarafından ana kilise olarak kabul ediliyor. Bugünkü haline yeniden inşa edildiği 1720’de kavuşmuş.

Süleymaniye’ye hayran kaldılar
İstanbul’daki Bizans kiliselerinin en parlak dönemlerinde nasıl göründüğünün yansıması olan yapının en nadide parçaları arasında, 12. yüzyılda yapılan ve nadir bulunan Vaftizci Yahya’nın mozaik ikonuyla hemen yanındaki Panagia Pammakaristos’u tasvir eden mozaik ikon var. Dünyada benzerine az rastlanan bu iki mozaik ikon arasında, Hz. İsa’nın bağlanarak kırbaçlandığına inanılan sütun duruyor.
Bir diğer önemli noktamız Süleymaniye Camii oldu. Süleymaniye Camii, dıştan bakıldığında görkemli ve heybetli ama detaylarına inildiğinde sade bir yapı… Onlar da bu muhteşem mimariye hayran kaldı. Gezerken hem Mimar Sinan’dan hem de Süleymaniye’de taşlara işlenen detaylardan bahsettim. Yedi tepeli İstanbul’un üçüncü tepesinde yer alan camideki dört minare Kanuni’nin fetihten sonra tahta geçen dördüncü padişah olmasına atıf. 10 şerefeyse 10’uncu padişah oluşuna… Minareler avlunun dört köşesine yerleştirilmiş. İkisi 76 metre, diğer ikisi 56 metre yükseklikte. 50 metre yüksekliğindeki kubbeyle şehrin izdüşümünün yaratılmasına katkıda bulunmuş Sinan.

En rahat ettikleri yer Balat’tı Michael Douglas, Catherine Zeta-Jones ve çocuklarıyla İstanbul turu...

Küçük Kudüs: Kuzguncuk
Gezi, 1878’de yapılan, Kuzguncuk’un İcadiye Caddesi’ndeki Bet Yaakov Sinagogu’nda devam etti. Kuzguncuk’un olduğu bölge geçmişte Yahudiler tarafından ‘Kutsal topraklara gitmeden önceki son durak’ kabul edilmiş. Hatta yolculuğu bitiremeyen ve kutsal topraklara varamadan yaşamını yitirenler, buraya gömülmeyi vasiyet etmiş. 15’inci yüzyılda İspanya’dan kaçan Yahudiler yerleşmiş, 17’nci yüzyıla gelindiğinde artık bir Yahudi köyü halini almış. Belki de bu yüzden ‘Küçük Kudüs’ adı verilmiş.
Sinagog ziyaretinin ardından tekrar Avrupa Yakası’na döndük. Rotamızda Şerefiye Sarnıcı, Topkapı Sarayı, Mısır Çarşısı ve Ayasofya vardı. Teknede Boğaz’ın güzelliğine bir kez daha şahit oldular. Ayrılırken bana bıraktıkları zarif notta da teşekkürlerini iletmişler.

Ayasofya’nın büyüsüne kapıldılar
Douglas ailesiyle akşam saatlerinde Ayasofya’yı gezerek kapanışı yaptık. Zaten en çok etkilendikleri yer de bu eşsiz yapı oldu. Tasvirleri ve öykülerini anlatınca, ilgileri daha da arttı. Ayasofya için “Dünyanın en görkemli mimari yapılarından biri” dediler. Ayasofya gezimizin sonunda, İstanbul hep yanlarında olsun diye yeni kitabım ‘Havadan İstanbul’u hediye ettim. Yazıları anlamasalar da fotoğraflara hayran kaldılar. Şubat ayında kitabın İngilizcesinin çıkacağını söylediğimde ev adreslerini verip mutlaka okumak istediklerini söylediler. Haliyle İngilizce kitabın ilk gideceği yerlerden biri belli oldu.

Kategoriler
Haber

İzmir’in klasikleri ve yeni yıldızları

Alsancak Dostlar Fırını

1983’den beri hizmet veren Alsancak Dostlar Fırını, boyozun en lezzetli adreslerinin başında geliyor. Boyoz ve yumurta ne kadar ayrılmaz bir ikili olsalar da ben boyozu peynirle çok severim. Dostlar Fırını’nda aklınıza gelecek her lezzette boyoz mevcut… Enginarlı, patlicanlı, ballı hatta çikolatalısı bile var. Favorim ise tahinlisi…

İzmir’in klasikleri ve yeni yıldızları

Hungry Dog

class=’cf’>

İzmir’in yenilerinden olan Hungry Dog benden dekorasyonuyla tam puan aldı. 1940’ların ve 1950’lerin vintage objeleriyle dolu bu mekân ufak bir müze gibi… Dünyanın farklı noktalarındaki bit pazarlarından toplanan birçok antika eşya mekânın ruhunu tamamen değiştirmiş. Özellikle eski kola şişeleri koleksiyonuna ve nostaljik sakız makinalarına bayıldım. Bunun dışında Hungry Dog’da vintage saatler, oyun makinaları, benzin pompaları, sokak tabelaları ve daha aklınıza gelebilecek bir sürü nostaljik objeyi bulabilirsiniz. Hungry Dog’daki yemekler de tam bir pub’a yaraşır nitelikte. Porsiyonlar büyük, doyurucu, lezzetli ve uygun fiyatlı.

İzmir’in klasikleri ve yeni yıldızları

Reşadiye Gevrek Fırını

1960’dan beri İzmirlilere hizmet veren Reşadiye Fırını artık klasikleşmiş mekânların başında geliyor. En çıtır, en lezzetli gevrekleri aldığımız bu mekan diğer ürünleriyle de çok iddialı. Bir çikolata dolgulu ‘bombası’ var düşününce bile insanın ağzı sulanıyor. Sabah kahvaltılarımızın vazgeçilmezi olan tüm ürünler var Reşadiye Gevrek fırınında…

İzmir’in klasikleri ve yeni yıldızları

Hiç Lokanta

class=’cf’>

Son dönemlerde Urla’da bir lezzet hareketlenmesi var. Bu nedenle ben birazcık da Urla taraflarına uzanmak istiyorum. Hiç Lokanta’ya aslında bir şeyler içmek için uğramıştım ama menüdeki lezzetleri görünce dayanamadım ve en azından ufak bir şey denemek istedim. İyi ki de denemişim… Yediğim armutlu isli peynirli mini pofuduk pide muhteşemdi. Hiç Lokanta’daki lezzetler kendi ürettikleri organik ürün ve zeytinyağlarıyla yapılıyor. Bu nedenle menü mevsime göre değişiyor ve ekmekten şarküteriye kadar her şey hazırlanıyor.

İzmir’in klasikleri ve yeni yıldızları

Ağam

Gaziantep’ten İzmir’e uzanan bir lezzet öyküsü Ağam. 1978 yılından günümüze kadar özellikle baklavalarıyla İzmirlilerin damağını şenlendiriyor. Baklava dışında kadayıf, pastalar, sütlü tatlılar ve hatta börekleri ile de çok iddialı. Tatlı bir mola vermek için en uygun mekan burası.

İzmir’in klasikleri ve yeni yıldızları

Burger No7

İzmir’de burgerleriyle adından sıkça söz ettiren Burger No7 aynı zamanda dekorasyonu ve sunum şekliyle de dikkat çekiyor. Medium, larger ve X larger burgerleri bulunan bu mekânın burger isimleri de çok eğlenceli. Menüde WTF-OMG, Bam Bam, Eiffel Tower ve Badass Chicken gibi birçok ilginç isimli burger mevcut.

İzmir’in klasikleri ve yeni yıldızları

class=’cf’>

Ristorante Pizzeria Venedik

Gençlik döneminde en çok hangi restorana gittin diye sorsanız cevabım tereddütsüz Pizza Venedik olur. 1979’da temelleri atılan Ristorante Pizzeria Venedik İzmir için bir klasik. Herkesin mutlaka burada bir pizza veya makarna yemişliği vardır. İşin en güzel yanı Pizza Venedik’e ne zaman gitseniz 10-20 yıldır orada çalışan aynı yüzleri ve gülümsemeleri görüyorsunuz. Anılarımdaki İzmir’i Pizza Venedik’siz düşünemiyorum.

Odurla

Ailesine ait Pizza Venedik mutfağında büyüyüp yetiştikten sonra kendi mekânını açan şef M. Osman Sezener’in Urla’daki zeytinlikler içindeki bu mekânını çok beğendim. Odurla’nın hem dekorasyonu çok özel hem de yemeklerin mekânın ortasındaki açık mutfakta yapılması insanı içeriye adım atar atmaz hemen etkiliyor. Ben masalardan çok mutfağın etrafındaki chefs table havasındaki oturma düzenine bayıldım. Yemeklerin tüm yapılış aşamalarını gördüğünüz oturma şekli çok keyifli, tabii ki yemekler de öyle. Odurla’da Ege topraklarından ve denizden gelen tüm malzemeler odun ateşinde pişirilerek hazırlanıyor.

İzmir’in klasikleri ve yeni yıldızları

Sevinç Pastanesi

Çocukluğumda Sevinç turta diye bir gerçek vardı. Ağır çikolatalı pastaların olduğu dönemlerde Sevinç Pastanesi bol fıstıklı bir pasta yaratarak benim hemen kalbimi kazanmıştı. O pasta sanırım artık yok ama 1957’den beri İzmirliler için en lezzetli pastaları yapan Sevinç Pastanesi hâlâ dimdik ayakta. Her önünden geçişimde o lezzetli kalp şeklinde dökülmüş çikolata soslu pastayı hatırlarım.

İzmir’in klasikleri ve yeni yıldızları

Bravo Patisserie

İlk açıldığı günleri daha dün gibi hatırladığım için Bravo Patisserie’yi yeni bir mekânmış gibi düşünüyordum sonra bir baktım ki 20 yılı geçmiş. Ufacık butik bir pastaneyken şu anda İzmir’in en önemli tatlı duraklarından biri haline geldi. Bravo’da belli bir tatlı tavsiye edemeyeceğim çünkü ne alırsanız alın hepsi çok lezzetli. Bravo Patisserie’ye giderseniz dondurma çeşitlerine de mutlaka bir göz atın.

İzmir ile ilgili daha fazla bilgiye www.berrydewblog.com adresine tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Kategoriler
Haber

Hint Okyanusu’na dizili inciler

Hint Okyanusu’nun incisi Şeyseller, granit ve mercan adalarından oluşuyor. Adaların bazıları sadece birkaç kişinin sığabileceği büyüklükte… Hatta birçoğu öyle küçük ki üzerinde bulunduğunuz süre içinde adanın tapusu size aitmiş hissi yaratabilir. Toplamda 115 ada ve adacıktan oluşan bu cennet, Afrika’nın doğusunda Madagaskar’ın kuzeydoğusunda yer alıyor. Özellikle son yıllarda balayı çiftlerinin gözde tatil rotalarından… Çünkü bozulmamış doğası, beyaz kumsalları, palmiyeleri ve turkuvaz rengindeki deniziyle gezegenin en egzotik noktalarından.

Gezegenin en güzel plajları

Seyşeller’e ulaşmak için ülkenin en büyük adası ve başkent Victoria’ya da ev sahipliği yapan Mahe Adası’na iniş yapmanız gerekiyor. Ada çevresinde 38 plaj bulunuyor. Burada araç kiralayıp birçok plajın tadını çıkarabilirsiniz. Bunlardan en popüler ve büyük olanı harika gün batımını da izleyebileceğiniz Beau Vallon. Ülkenin bir başka plaj cenneti de Praslin Adası… Komşu Mahe’den çok daha az gelişmiş ama Anse Lazio ve Anse Georgette gibi plajlarıyla öne çıkıyor. Deniz, kum ve güneş üçlüsü için bir diğer adres de balayı kataloglarının kapak fotoğraflarını süsleyen La Digue adaları. Anse Source D’argent, Grand Anse, Anse Patates ve Petite Anse plajları dünya çapında popüler.

Hint Okyanusu’na dizili inciler

Renkli sualtı dünyası

Mercan resifleriyle süslü denizin altındaki yaşam dünyanın dört bir yanından dalmayı sevenleri kendine çekiyor. Neredeyse tüm adalarda Profesyonel Dalış Eğitmenleri Birliği (PADI) dalış sertifikalı su sporları merkezi bulunuyor. Bu merkezlerden eğitim alabilir ya da buna dahi gerek duymadan şnorkelle suyun üzerinde yüzerek rengârenk sualtını keşfedebilirsiniz. Dev kaplumbağalarıyla ilgi odağı olan mercan adası Aldabra, acemi dalgıçların bile rahatça dalabileceği bir yer. Ayrıca Desroches, Felicite ve Bird Adası dalmayı sevenleri favori noktaları.

Hint Okyanusu’na dizili inciler

İnsan eli değmemiş doğa

Ülke deniz, kum ve güneş üçlüsü dışında kendine hayran bırakan ve insan eli değmemiş doğasıyla da ünlü. Örneğin, binlerce canlı ve bitki türüne ev sahipliği yapan ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ‘Vallee de Mai Doğal Koruma Alanı’ gezilmeden dönülmemesi gereken bir yer. Praslin Adası’nda bulunan alan, endemik türler dışında yalnızca bu ormanda yaşayan siyah papağanlara ev sahipliği yapması nedeniyle özel bir yer. Görmeden dönülmemesi gereken listesine ekleneceklerden biri de Seyşeller Ulusal Botanik Bahçesi. Başkent Victoria’da bulunan botanik bahçe, birbirinden ilginç bitki türlerini görebileceğiniz etkileyici bir alan. Bahçe, dünyada yalnızca Seyşeller’de görebileceğiniz deniz Hindistan cevizinin ve dev kaplumbağaların yanı sıra egzotik ağaçları barındırıyor.

Envai çeşit meyve ve balık

Hint Okyanusu’nun ortasındaki bu adalar tam bir balık ve tropik meyve cenneti aynı zamanda. Victoria’da merkezde kurulan halk pazarı Sir Selwyn Clarke pazarı mutlaka uğramanız gereken bir yer. Burada çeşit çeşit tropik meyve ve balık bulabilirsiniz. Şeyseller’de dünyanın en büyük meyvesi ‘Coco de Mare’ bulunuyor. Praslin Adası’nda yetişen bu meyvenin ağırlığı 20 kiloya kadar ulaşıyor. Bu meyveyi ülkeden çıkarabilmeniz için büyük bir bavula sahip olmanız yetmiyor, izin alıp oldukça yüklü bir vergi ödemeniz de gerekiyor.

Hint Okyanusu’na dizili inciler

Adalar tarihine yolculuk

Denizin tadını çıkardıktan sonra biraz da tarihi yerleri keşfedelim derseniz liste kabarık. Ülkede çok sayıda galeri, sergi ve müze bulunuyor. Doğal Tarih Müzesi, Victoria Tarih Müzesi, Immaculate Conception Katedrali ve Victoria Saat Kulesi gezilmesi gereken yerler. Ayrıca yerel halkın yaşam tarzı hakkında bilgi sahibi olacağınız Craftsmen Köyü’ne de uğramadan dönmeyin.

Hint Okyanusu’na dizili inciler

class=’cf’>

Rüya gibi balayı otelleri

Şeyseller balayı denince gezegenimizde akla gelen ilk yerlerden. Bu nedenle dünyanın en iyileri arasında gösterilen birçok otele ev sahipliği yapıyor. Rüya gibi oteller için iki bölge ön planda. Biri La Digue diğeri de Beau Vallon… La Digue adalar grubunun en büyüklerinden. Özellikle balayı için öne çıkan oteller ise: Le Nautique Waterfront Hotel, Villa Authentique, Hotel L’Ocean, Villa Veuve Casadani Hotel. Beau Vallon ise Mahe’nin en keyifli plajlarından birine sahip olan bölge. Burada da Coral Strand Smart Choice, Clef des Iles, Tropical Hideaway ve La Vue Villa Hotel öne çıkanlar.

Hint Okyanusu’na dizili inciler
Kategoriler
Haber

Kutsal Bizans üçlemesi: Binbirdirek, Şerefiye ve Yerebatan

Eski Sultanahmet Adliyesi’nin yanından geçen sokaktan yürürken, türkü söyleyen esmer bir kadının sesi cezbetmişti beni. Öyle esrarlı bir sesti ki o, sadece o sesi dinler yürürdüm ardından. Aniden durup döndü ve kapı burada diye işaret etti bana. Eskimiş, boyaları dökülen bir kapıydı bu. Kapısında Fatih Belediyesi levhası olan bu hafif eğimli girişten aşağı doğru ilerledikçe muhteşem bir karanlığa dalmış, bir zaman tünelinden Bizans’ın garip bir mabedine geçiş yapmış gibiydim.

Birbirine yakın ve sık yükselen direkleriyle, bin bir kez yüreğimize dikilecek ve karanlığında huzur bulacağımız bir yer olduğunu görünce; yanyana duran masalardan birine oturup bir kahve içmeyi düşündüm. Herhalde yeraltındaki sarnıçlarda pek yapılmayan ama şahsımın ritüellerinden birine dönüşen Binbirdirek Sarnıç’ındaki kahve keyfi hala devam ediyor. Belki sizler de, o masalardan birinde oturup gözlerinizi kapattığınızda, bu bin bir farklı ruh halinize derman olacak sessiz, sakin, kimselerin çok uğramadığı bu sarnıçta buluşursunuz sevdiklerinizle. Belli mi olur belki de bir aşkı mühürlersiniz.

Kutsal Bizans üçlemesi: Binbirdirek, Şerefiye ve Yerebatan

class=’cf’>

Gelelim en parlak, en şaşalı, en gösterişli diğer bir sarnıca; Şerefiye Sarnıcı… Bu sarnıç ise bir kadın gibi bakımlı ve ışıltılı. Önünde yer alan ulu çınar ağaçlarının altında, tatlı bir sigara sonrası dalıp gittiğiniz, sizi içine çeken, bağrına basan, büyüleyen, hep bir kuytusunda sanatsal yapıt barındıran, ışığın gölgesinde hayallere daldıran, hatta ve hatta İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’nin organize ettiği Cumartesi konserlerinde bu dünyadan ayrılıp başka diyarlara göçmenizi sağlayan bir muhteşemlikte. En son ziyaretimde, birbirinden şahane sesleri barındıran bir koro ile bu sarnıcın atmosferine âşık olmuştum ve keşfedilmesi önemli bu deneyimi sizlere de kesinlikle öneriyorum.

Kutsal Bizans üçlemesi: Binbirdirek, Şerefiye ve Yerebatan

Şimdi sıra; söylentilerin bir türlü bitmediği, filmlere ve romanlara konu olan Yerebatan Sarnıcı’nda… Eskiden bu sarnıca ‘Yerebatan Sarayı’ denirmiş. Suyun içinden yükselen ve sayısız gibi görülen mermer sütunları arasında sarnıcın içindeki gizli bir girişin kuzeydoğu yönünde ilerlediği ve Boğaz’ın Marmara Denizi’ne açıldığı noktada denizin altından geçtiği, Kız Kulesi’ne vardığı ve sonra da güneydoğuya kıvrılarak düz bir hat halinde önce Üsküdar- Kadıköy sahilinden devam edip, en sonunda Kınalıada’daki bir manastırda sona erdiği rivayet edilir.

Gizemler, tünellerle bitmez. Sütunları tapınak sütunlarından seçilmiş, sarnıcın en kuytu köşesinde göreni taşa çevirmese de hayranlık ve mitolojik çağlara götüren Medusa heykellerinin eski pagan dönemine bir selam niteliği taşıdığı aşikâr… Bir de Gözyaşı sütunu vardır ki; bu sütunun adının Gözyaşı Sütunu veya Ağlayan Sütun olmasının tesadüf olmadığı iddialar arasındadır.  Gerçekten de; bu sütun diğerlerinden her zaman farklı ve her gittiğinizde yeni ağlamış gibi ıslaktır. Sütunun, Büyük Bazilika’nın inşaatında ölen kölelerin anısına yapıldığı düşünülüyor. Dilek sütununu da unutmayalım, bu sütundaki deliğe baş parmağınızı sokup, elinizi tam tur çevirebilirseniz dileğinizin yerine geleceğine inanılıyor.

Kutsal Bizans üçlemesi: Binbirdirek, Şerefiye ve Yerebatan

Yerebatan Sarnıcı görenlerin kimini ürküten, kimini ise büyüleyen bir yer. Eskiden burada konserler olurmuş artık pek olmuyor. Suyu boşaltılıp bakım yapılmakta ve içindeki balıkların da şimdilik akıbeti bilinmiyor. Geçmişten bugüne yaşayan bu kadim balıklar, medusalar, gizemler ziyaret edenlerin ilgi alanını oluşturuyor.

Sarnıçları sırayla ziyaret ettikten sonra, dünyanın merkezi sayılan ve Yerebatan Sarnıcı’nın hemen önündeki Milyon Taşı ile sonlandırın bu gezintinizi…  Milyon Taşı, İstanbul’un ve Dünya’nın sıfır noktası sayılıyor ve otoyolda gördüğünüz İstanbul’a 10 km. kaldı ifadesi bu Milyon Taşı baz alınarak yapılıyor. Hatta, 1884 yılında İngiltere’de Greenwich Gözlem Evi’ nden geçen meridyenin başlangıç meridyeni olarak kabul edilmesine kadar, Milyon Taşı’nın tüm dünya tarafından başlangıç noktası olarak kabul edildiği ve saat, mesafe, yön hesaplamalarının bu noktaya göre yapıldığı, özellikle İslam Dünyası’nda zamanın, İstanbul dolayısıyla Milyon Taşı referans alınarak hesaplandığı iddia edilmiş ve tüm dünya saatini İstanbul’a göre ayarlarmış.

Kutsal Bizans üçlemesi: Binbirdirek, Şerefiye ve Yerebatan

class=’cf’>

Acaba dünyanın merkezi artık neden İngiltere ve 1884’te ne oldu ? Konunun İstanbul’da yapılan arkeolojik araştırmalarla bir ilgisi var mı? Ya da İngiltere hangi sırrı alıp götürdü ve neden dünyanın merkezi artık küçük bir İngiliz kasabası oldu?

class=’cf’>

Romalıların inancına göre; Milyon Taşı’ndan öteye tek bir düşman askeri dahi geçemeyecekmiş. O sınırı aşan herkes, bir melek tarafından orada öldürülecekmiş. Şimdilerde; o çok heybetli olmayan, kırık taşın önünde durup Roma’nın koruyucu meleğini bekleyerek “Neredesin?” diyorum. Bu şehrin ruhunu almaya çalışanlara karşı neredesin?

Kategoriler
Haber

Türkiye’nin en turistik pazarları! Kimi taze otları kimi de el emeği ürünlerle öne çıkıyor…

Bu kış en popüler yer burası…
Kategoriler
Haber

Amerikan askerlerini çıldırtan yer! Gizli girişler herkesi şaşırttı…

İrlanda’da elektrik ve interneti olmayan, kimsenin yaşamadığı ücra bir adadaki iş ilanına yüzlerce kişi başvurdu. Pansiyonun sahibi Nisan ve Ekim ayları arasında burayı işletecek iki kişi için Twitter’dan verdikleri ilana Güney Afrika ve Alaska’dan bile başvurular olduğunu söyledi.
Kategoriler
Haber

Hatay’ın en lezzetli 5 künefecisi

Künefenin her iki tarafını da kısık ateşte maharetle pişiren Hataylı künefe ustaları, üstüne koyacakları kaymak ve fıstıkta hiç de cimri davranmıyor. Her biri birbirinden lezzetli künefeleri yerinde test ettim. Ve en iyi ilk 5 Hatay künefecisini sıraladım. Sıralamayı esas alırken sadece Antakya ile kendimi de sınırlamadım. Komşu İskenderun’daki künefeciler de değerlendirmemin içine girdi.

Hatay’ın en lezzetli 5 künefecisi

5- Hatay Künefe (Antakya)

class=’cf’>

İskenderun’un çok önemli bir merkezi Kral Künefe, listemizde iki numara. Kremamsı kaymağının yoğunluğu bir miktar daha yüksek olsa daha iyi olabilir.

Hatay’ın en lezzetli 5 künefecisi

1- Petek Pastanesi (İskenderun)

Genelde Anadolu’daki muhteşem lezzetleri sunan merkezler daha mütevazi yerlerde hizmet veriyor ve bir restoran/pastane ne kadar salaş olursa lezzet de o kadar yukarıya çıkabiliyor. Tarihi Petek Pastanesi bunun istisnası… Hem lezzet hem mekan hem de servis olarak Türkiye’nin en lezzetli künefesi burada. 

Kategoriler
Haber

Göbeklitepe’nin sırları! Atiye dizisine kaynaklık eden kitabın yazarından şaşırtan bilgiler…

Yarıyıl tatiline sayılı gün kaldı. Bu tatilde ailece bir yerlere gitmeye niyetiniz varsa otel seçiminden seyahat planlamaya, bavul hazırlamadan şehir gezisine kadar hayatınızı kolaylaştıracak önerilerimi bu yazıda topladım. Bu yolculuğun kritik başarı faktörü, daha yola çıkmadan planlama aşamasında yapacaklarınız…